KAHVENİN YOLCULUĞU< prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />
İlk kahve tüketiminin dokuzuncu yüzyıla kadar geriye gittiği ve ilk kez Etiyopya nın güney batısındaki yüksek ve yeşil tepelerinde keşfedildiği bilinmektedir.
Rahatlatıcı ve canlandırıcı etkisinden dolayı ilk başlarda hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır bu bitkinin kırmızı kabuklu meyveleri. Kavrulup içilmesinin ancak 15. yüzyılda Arap ülkelerinde gerçekleştiği tahmin edilmektedir.
Efsanelerde anlatılanlara göre Etiyopya nın Kaffa bölgesindeki keçi sürüsünün çobanları keşfetmiştir ilk kez bu kırmızı meyveli ve nadide beyaz çiçekli ağacı. Keçi sürülerinden bir keçinin bu meyvelerden yedikten sonra diğer hayvanlardan daha neşeli ve canlı göründüğünü ve akşama kadar yorulmadan etrafta hoplayıp zıpladığını fark etmişler çobanlar. Çobanlardan birisi bu durumu merak edince deneyip kendinde canlandırıcı etkiler tespit etmiştir. Başka kaynaklarda yöredeki keşişlerin bu olaydan sonra kahve bitkisinin meyvelerini kaynatarak içtikleri ve geç saate kadar uyanık kalıp, sohbet ve ibadet ettikleri söylenir. Bu kaynaklara göre edinilen bilgiler keçi çobanının yediği bu meyveleri sevmeyerek tükürdüğü, tesadüfen yanan ateşe düşen kahvenin buradan etrafa güzel kokular yaydığı ve kahveyi kavurma fikrinin böylece ortaya çıktığı şeklindedir.

Etiyopya dan Yemen e ve buradan da 15. yüzyılda Pers İmparatorluğu na (bugün İran ve civarındaki ülkeleri kapsayan topraklar) ulaşmıştır kahve. Arap ülkelerinde de yetiştirilmeye başlanan kahvenin 1511 yılında Mekke de içildiği anlatılırmış. Dahası dünyada kahvenin tekeli Araplardaymış. Yemen in bugünkü liman kenti El-Mokka 16. ve 17. yüzyıllarında hem bölgenin hem de dünyanın en önemli ticaret merkezi haline gelmiştir. Ta ki kahve 18. yüzyılda gizlice Seylan a sokulup orada yetiştirilmeye başlanıncaya kadar. 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu na ulaşan kahve o kadar tutulmuştur ki, saraylarda kahvecibaşı rütbeleri konulmuş ve 1550 lerde kahvehaneler açılmaya başlanmıştır. İlkinin iki Suriyeli tarafından Tahtakale tarafında açıldığı söylenmektedir. Kahvenin önce sarayda, sonra konaklarda ve daha sonra da bütün hanelerde çok sevildiği dibeklerde dövülerek cezvelerde pişirildiği bilinmektedir.
Bir rivayet ise Osmanlı ordularının Viyana ya dayandığı tarihlerde geçmektedir. Bu tarihlerde Türklere esir düşen bir Polonyalı kahveyi çok sevmiştir. Viyana kuşatması sonrasında ele geçirilen yüzlerce kahve çuvalı sayesinde (500 civarında olduğu söylenmektedir) bu Polonyalı Viyana daki ilk kahvehaneyi açmıştır. Diğer bir rivayete göre ise kahve İstanbul'a gelen Venedikli tüccarlar tarafından yaşlı Avrupa kıtasına götürüldüğü ve Venedik ten diğer ülkelere yayıldığı şeklindedir.
Kuzey Afrika ülkelerinden ve Osmanlı dan sonra 1615 yılında İtalya ya buradan da Avrupa ve Amerika ya devam eden yolculuk sayesinde, Endonezya nın Java Adaları ve Hollanda ile Fransa da dahil olmak üzere, uğramadık ve ekilmedik pek ülke bırakmamıştır kahve. O kadar ki, ilk başlarda oldukça pahalı olan kahve kıtlık zamanlarında, savaşlardan sonra, Napolyon döneminde kıtada uygulanan ambargo sırasında ve çeşitli hesaplarla zenginler tarafından zehirli olduğu söylentisi yayılmış, bazı ülkelerde imparatorlar veya ülke yöneticileri tarafından basit halka yasaklanmış ve alternatif kahve türleri bile aranmaya başlanmıştır. Yine de bu siyah altın insanları tutkuyla kendisine bağlamayı bilmiştir.